26 Kasım 2009 Perşembe

Ateş senin evini de yakacak

Bilmiyorsun,

Gecelerce nasıl bir ateşle yandığımı
Nelerle lanet bir güne uyandığımı
Sırtımdaki zalim yükü
Rüyalarımdaki buruk tadı

Bilmiyorsun,

Zihnimdeki hastalığı
Ya da şifayı bulduğum yeri
Ruhumu satıp, umudumu öldürüp
Kabuslarıma nasıl köle olduğumu

Öğreneceksin,

Tanrılar ve yıldızlar şahidim olsun
Bu şiddet senin kapını da çalacak
Bu ateş senin evini de yakacak
Hayatınla öğreneceksin

20 Kasım 2009 Cuma

Sonsuz Yıldızlar

Sonsuz yıldızlar,
Ve yapayalnız akşamlar.
Neden herşey bu kadar ıssız?
Sen burada yokken.

Bom boş bir gökyüzü,
Ve çok uzak ufuklar.
Neden herşey bu kadar zor?
Sen yanımda değilken.

Kırık bir kalp
Ve nasıl biteceğini bilmediğim bir gece.
Neden geri dönmen bu kadar zor?
Sana bu kadar ihtiyacım varken.

Yıldızlara bak geceler boyu
Geceler boyu izle
Ara, ağla, asla bulama ama
Yıldızlara bak geceler boyu

14 Kasım 2009 Cumartesi

Toz Bar

Tüm yüreği taşlaşanlar,
Tüm kırık kalp koleksiyonu yapanlar,
Ruhlarını kaybedenler
Ve daha fazla bulmayı umut etmeyenler

Tüm kabus kıranlar,
Tüm rüya bozanlar
Umut katilleri
ve hayallerinin kurbanları

Fırtınalara soyunanlar
Çöllerde boğulanlar
Lanet toplayanlar
Dua yuhlayanlar

Bir yer var. Herkese açık kapıları
Orada kimse yalnızlığından utanmıyor
Kimse hesap sormuyor
ve orası artık seni de bekliyor

İtiraf

Ben tüm bunlar nasıl bu hale geldi bilemiyorum. Elbette daha iyi olsun istediğim için yaptım herşeyi. Yanlış anlamanı hiç istemiyorum, pişman değilim olan bitenden. Ben giderken bir karar vermedim. Oturup gitmemin gerekip gerekmediğini düşünmedim. Hiç bir zaman doğru bir karar vermek gibi kavramlar aklıma gelmedi. İnsanlar doğru kararı vermişsin dediler. İnsanlara anlatamadım. Orada yaptığım şey bir karar vermek değildi. Sadece kendim oldum. Hissimin bana yap dediğini yaptım. Birden daha fazla yanında duramadığımı, artık yanında yabancı olduğumu fark ettim. O güne kadar sana hiç yalan söylemedim. O gün de yalan söylememek için gittim ben. Bilmiyorum bana kızdın mı. Bilmiyorum ne düşündün.

Ama şimdi bazı şeylere açıklık getirmek istiyorum. Görüyorum ki yapmak zorunda olduğum şey, zorunluluktan da ziyade doğam gereği yaptığım şey sanırım benim için herşeyi daha da zorlaştırdı. Ben senin yanından giderken yalnızlığımı geri istiyorum diyerek çıktım yola. Yalnızlığımı geri almanın kolay olmayacağını, onunla tekrar barışmanın sancılarla dolu olacağını biliyordum. Başka türlü olsa belki kolay olurdu ama senden sonra herşey çok daha zor olacağı belliydi. İnan çok korkuyordum. Sanırım hala korkuyorum.

Bazen düşünüyorum, tüm bunlara katlanmak belki de benim için çok daha zor oldu. Şimdi bazen tüm bu olan bitene baktığımda ve hastalıklı bir empati yapmaya kalktığımda, senin dünyanda aslında hiç bir şey değişmedi galiba diye düşünüyorum. Biliyorum bunu söylemeye hakkım yok. Biliyorum sen içinde neler hissetsen de bunu bana asla belli etmeyeceksin. Ama bazen yokluğuma rağmen herşeyin devam ediyor olması karşısında kendimi çok değersiz hissediyorum. Bazen sana merhaba bile diyemiyorum. Bazen gecelerce seni düşünüyorum. Asla yapmayacağımı bildiğim şeyleri yapmak geçiyor aklımdan. İki yüzlülüğümün farkındayım. Ne kadar doğru sebeplerden gittiğimi çok iyi biliyorum ve şu an hayatın bana oynadığı oyun yüzünden bu kadar kendimi güçsüz hissediyorum. Herşeyin farkındayım.

Bazen tüm bunların sonunda en çok zorlanan, tüm bu yükü tek başına omuzlamak zorunda kalan ben oldum gibi düşünüyorum. İnan şu an neyin yasını tuttuğumu dahi bilmiyorum. Elbette seni özlüyorum. Dostluğundan asla vazgeçemezdim. Ama sanırım giderken onu da arkamda bırakmam gerekiyordu.

Ben sana olan vedamın yükünü hala üzerimde ve yüreğimde taşıyorum. Ben hala seni üzdüğüm için çok üzülüyorum ve suçluluk duygusu yüzünden temiz bir vicdanla seni tanıdığım için çok mutlu ve şanslıyım diyemiyorum. Günün birinde benim için ne kadar değerli olduğunu sana gösterebilmek istiyorum, günün birinde tüm bunlara rağmen gerektiğinde yanında olabilmeyi çok istiyorum. Ve tercih ettiğim gibi, ikimizin de kendi hayatlarımızı yaşamasının gereklerine olgunlukla katlanabilmeyi diliyorum. Çok zorlanıyorum. Gerçekten çok zorlanıyorum.

İlkel

Hayır, bırakamadım bu hissi geride. Yıllarımı eskittim, çürüdü yıllarım ama aynı ilkel güdü bırakmadı bir türlü yakamı. Herşeyi geride bırakmak istedim. Tanrım ben herşeyden önce kendimi geride bırakmak istedim. Kim olduklarını bilmediğim ve de hiçbir zaman öğrenmek istemediğim insanların üzerimdeki izdüşümlerinden sıkıldım. Üzerimdeki milyon tane gölgenin altında boğuldum. Gitmek istedim. Herşeyi terk etmek, daha iyi bir dünya için tüm bu lanetli insanları geride bırakmak istedim. Tüm bu lanetli insanlar arasında en lanetli olan bendim ya da böyle hissetmeyi öğrendim. Ben bu dersi çıkarmak niyetinde değildim. Zorla öğretildim.

Lanet olsun. Tanrım lanet olsun. En son olmam gereken yere artık evim diyorum ve lanet yıllar teker teker geçip gidiyor hayatımdan. Çöpe atıyorum umutlarımı, yapa yalnızım ve artık daha fazla bununla ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Hayır, hayır kesinlikle hiç kimsenin yukarıdan bakan empatisini istemiyorum. Ne bağışlanmayı diliyorum ne de aklanmayı. Lütfen üzerimde kalsın ne şekilde kazandığımı bilmediğim sıfatlarım, hangi yargı sonucunda aldığımı bilmediğim cezalarım. Bununla ilgili değil benim derdim, lanet olsun seninle ilgili değil benim derdim. Tanrım lanet olsun...

24 Ekim 2009 Cumartesi

Aynı Rüya, Aynı Temenni ve Aynı Lanet Uyanış

Ah tanrım, bu kadar uzun zamandan sonra, tamda böyle bir şeye hiç ihtiyacım yokken yine aynı rüyayı niye görüyorum? Neden bu sabah kırık kalple uyandım? Görmüyormusun, ben hayatımı düzene sokmak için kendimi parçalıyorum. Nerede hata yapmaya devam ettiğimi biliyorum ve elimden geldiğince daha iyi olmaya çalışıyorum. Daha çok çalışmam gerektiğini biliyorum ve yavaş yavaş deniyorum. Ödülü henüz hak etmediğimi biliyorum ama cezayı da kesinlikle hak etmiyorum bunu çok iyi biliyorum.

Aynı rüya, lanet olası aynı rüya. Üzerinden yıllar geçti. Kaç kez unuttum, kaç kez unutmak için elimden geleni yaptım? (Sanırım hiç bir zaman ve sanırım asla unutamayacağım) Yine aynı rüya. Her seferinde farklı bir sahnede oynan aynı tiyatro ve her seferinde yüreğimi param parça eden aynı replik.

"Lütfen bu bir rüya olmasın"

Rüyalarımızda gördüklerimizin bir anlamı varmı? Sadece gün boyu içine ettiğimiz bilincimizin kendini kaybeden bir sarhoş gibi imgeleri kusmasından mı ibaret gördüklerim. Ne anlama geldiğini anlamadığım milyonlarca görüntü. Tıpkı hayatım gibi, ne olduğunu anlamadığım milyonlarca şey. Ya da inanmadığım bir tanrının mesajımı? Varlığını hissetmediğim, inanmadığım tanrının? Eğer rüyam gerçek olsaydı ona inanırdım sanırım, Eğer lütfen bu bir rüya olmasın derken ve karşılığında "neden böyle düşünüyorsun? elbette rüya değil bu" cevabını alırken gerçekten de yeni bir güne uyanmıyor olsaydım kesinlikle ona inanırdım.

Bu rüya, onu ilk gördüğümde yüreğime saplanan bir hançerdi. Daha sonra hasretimi gideren hatta günümü güzelleştiren bir şeye dönüşmüştü. Sonradan nereye koyabileceğimi bilmediğim bir gönül sızısına dönüştü. Şimdi ise sadece koca bir şaşkınlık. Onca küçük düşmeden, onca kırgınlıktan, onca aşktan sonra nasıl olur da aynı rüyayı tekrar görürüm? Nasıl olur da aynı rüyada aynı şeyi düşünürken bulurum kendimi? Nasıl olur da aradan geçen sekiz yıla rağmen buruk ya da paramparça bir kalple uyanırım?

Bunun adı ölümsüz aşkmı? Onu öldürmek için elimden geleni yapmaya devam etsem de istemeden sözümü tutmaya devam etmemi sağlayan. Yoksa sadece hastalıklı zihnimdeki en büyük yaramı? Yıllardan sonra kanamaya devam eden?

02 Ekim 2009 Cuma

Benim Kelimelerim

Benim hayatım bu kelimeler ile dolu ve benim buna dair yapacak çok fazla bir şeyim yok. Fırtınalar, çöller, anlamalar ve boşluklar. Herşeyi kaplayan, herşeyi dolduran boşluklar. Bu kelimelerin dışına çıkamıyorum. Hayal gücüme doping yapılsa ya da ilham peri ile yatsam belki daha farklı olurdu herşey. Ama elimde olan herşey, gördüğüm herşey, bildiğim herşey benim için bu boşluktan başka bir şey ifade etmiyor. İlhamım bu benim, gerçeğim bu. Bahsedemiyorum başka hiç bir şeyden. Yok başka kelimelerim. Başka hiç bir şeyim.

24 Eylül 2009 Perşembe

Girdap

Şu an ne yapmaya çalıştığımı bilmiyorum. Her yolculuk gibi, her eski evden yeni eve dönüş gibi, bu sefer de benim için bir trajedi oldu. Aklımdan milyon tane düşünce geçiyor, ben bu düşüncelerin arasında kendime nefes alacak bir yer açmaya çalışıyorum. Beceremiyorum. Müzik yardım etmiyor. Yazmaktan medet umuyorum. Çoğu zaman yazmaktan medet umarım. Çoğu zaman bu işe yarıyor mu bilmiyorum.

Kendi kendime bu kadar kötü hissetmemin sebebi ne diye sorarken, aklıma gelen tek şey utanç. Milyonlarca farklı sebepten ötürü olan utanç. Özellikle yalnız olmaktan duyduğum utanç. Kiminle konuşsam, kime biraz teselli vermeye çalışsam hep aynı şeyi söylüyorum. Kendine bu kadar zalim olma diyorum. Kendini affet diyorum. Komik, kendim bunu çoğu zaman beceremiyorum. İnsanların ya da belki de kendimin, yalnız olduğumu görmesinden korkuyorum. Birilerinin yanında gardımı düşürmek o kadar ürkütücü geliyor ki. Anlamayacaklarını biliyorum. Anlaşılmamanın bir utancı, yükü olması ne kadar korkunç. Zaten trajik bir şeyin yanında ayrıca trajediler ile geliyor olması ne kadar korkunç ve zalim.

Kendi evimde hapis gibi hissediyorum. Biliyorum, suç benim. Biliyorum. Buna ben izin verdim. Evimin işgal edilmesi değil mesele, zihnimin işgal edilmesi. Çoktan geride bıraktım dediğim kaygılar, sıkıntılar. Şimdi hepsi birden buradalar ve hep birlikte diyorlar, bizi geride bırakamadın. Sanırım ben hiç bir şeyi geride bırakamadım. En azından umursadıklarımı, geride bırakmak zorunda kaldıklarımı.

Bunu da hiç bir zaman anlamadım, sanırım hiç bir zamanda anlayamayacağım. Hiç kimse bir an bile tereddüt etmedi mi beni geride bırakırken, hayatından atarken, unutup giderken. Hiç kimsenin aklına gelmiyormuyum gecenin bir yarısı ya da hiç kimsenin uykusu kaçmıyor mu benim gibi olan biten milyonlarca şeyi düşünürken. Ben mi çok zayıfım, insanlar mı çok iyi saklıyor neler düşündüklerini, neler hissettiklerini. Ya da ben her zamanki gibi, bir panik anında daha hayata ve hayatıma dair tüm objektifliğimimi yitirdim. Doğru cevaplar çoğu zaman aklıma ilk gelenler, doğru cevaplar çoğu zaman kabul etmeyi en son istediklerim.

Unutulmaya dair o kadar çok yazım var ki. Hiç var olmamışcasına kaybolmak hakkında. Kime yapıyorum bu demagojiyi. O kadar çabuk doluyor ki yarattığım boşluklar, sanki hiç bir zaman hiç bir yeri dolduramamış gibiyim. Ben yokken de herşey yolunda, ben yokken de insanlar hayatlarına devam ediyor. Kimseye yakın hissedemez hale geliyorum. Kimseye yakın olamayacak kadar soğuk ve bencilleşiyorum. Üzerimden fırtınalar geçiyor, ben nereye gittiğimi bilmiyorum. Üzerimden fırtınalar geçiyor, ben utancımdan ne yapacağımı bilmiyorum.

19 Ağustos 2009 Çarşamba

Efsun

Geceme gökyüzünü getiren rüya, ruhuma yağmurlar yağdıran hayalet dua, bu şekilde mi çalıyorsun artık kapımı? Böyle mi giriyorsun seni bekleyen eve. Seni bekleyerek geçti onca dolunay, seni beklerken dondu onca hayal. Kışın sadece karanlığı ve soğuğu geldi, hiç kar yağmadı sen yokken. Bahar bir göçmen gibiydi. Hiç evinde hissetmedi. Hiç evinde gibi davranmadı.

Odama güzü getiren rüzgar, çölümde tohum filizlendiren efsun, artık herşey böyle mi olmak zorunda? Benmiyim seninle aramdaki engel? Bütün yollar zor göründü. Hepsinde denedim şansımı. Hiç biri tam olarak arkamda kalamadı. Gözlerimin üstüne milyonlarca perde düştü. Kilometrelerce yol yürüdüm. Doğru yeri hiç bulamadım.

Hüznü geri getiren ezgi, geceye anlam olan müzik, böyle mi teselli ediyorsun beni? Böyle mi kaybettim ben umudumu, hayallerimi? Bu kadar mı çaresizim senin karşında. Onca kırgınlığa rağmen, sana ettiğim onca siteme rağmen, sen kapımı çaldığında bir an olsun düşünebilirmiyim? Bir an bile tereddüt edebilirmiyim?

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Kontrol ve Boşluk

Ne yapmam gerektiğini, nasıl yapmam gerektiğini bilmediğim bir gece daha. Kayıp değilim, nerede olduğumu biliyorum ama neden burada olduğumu anlamıyorum. Bir çok şeyi artık anlamıyorum. Sabit bir yabancılaşma hissi yaşıyorum. Yaptığım şeyleri sanki televizyonda birisinin yaptığı şeyleri seyrediyormuş gibi takip ediyorum. Olan bitenleri daha sonradan düşündüğümde, bir sinema filminden sahneler gözümde canlanıyor. Öyle ya da böyle izlediğim ve hakkında ne düşündüğümü dahi bilmediğim (umursamadığım bir film).

Yaptığım şeyler ile algım arasında tarifini nasıl yapacağımı bilmediğim bir boşluk oluştu. Yaptığım şeylerden bir rahatsızlık duyduğumdan değil, sadece insanın anıları üzerindeki sahiplenmesini kaybetmesi çok ürkütücü. Eğer ben bir şey yapıyorsam, onu tüm bilincimle kabullenmeliyim. Tüm soğuk kanlılığımla. Yaptıklarım hatalarım bile olsa. Şimdi yaptığım herşey panik halinde, refleks olarak yaptığım şeylere benziyor. Tüm hayatımı panik halinde ve hiç bir şeyi tahlil edemeden, refleks tepkiler ile yaşıyor gibiyim.

Bazı hikayeler vardır, bir anlık bir tepki, söz ya da her hangi bir şey ile dünyası değişen insanları anlatır. Modern zamanı peri masalları ya da ibret hikayeleri. Bunlardan birisi yaşamak üzere isem bile, o tüm hayatımı değiştirecek anı yaşarken bile aynı yabancılık ile izleyeceğim olan biteni. Dünyam başıma yıkılacak, ya da sözüm ona küllerim doğacağım. Ne olursa olsun, kederim yüzünden buradan giderken de ya da kibirimden ağlarken de neler olup bittiğini anlayamaz halde olacağım.

Tebrikler, yep yeni bir ruh hastalığınız oldu.